Rüyam

Kimilerinin enteresan rüyaları olur. Olur yani, kimisi Bosna savaşının başlangıcını görür kimisi de nice şeyler öğrenir rüyalarından. Doğrusunu isterseniz, mizaç olarak materyalist denebilecek bir adam olmama rağmen rüyalara ayrıca kıymet veririm ve birisi bana rüyasını anlattığı zaman elimden geldiğince anlamlandırmaya çalışırım. Elbette, karşıdaki insan ne kadar almış ne kadar almamış o kendisinin bileceği iş.

Aklımda kalan rüyalarımı buraya yazsam, emin olun bayağı bir eğlence çıkar size. Tüyler ürpertecek kadar enteresan olanları da var gayet komik sayılacakları da var. Elbette ki rüya yorumlamanın bence en önemli kuralı hiçbir şeyi gülünç bulmamaktır, zira azıcık Freud okumuşsanız esprilerin dahi bilinçdışının yansıması olduğunu bilirsiniz.

Mesela buna kendi rüyalarımdan bir örnek vereyim. Bir rüyamda, Anadolu’nun bisikletli Avrupalı askerler tarafından saldırıya uğradığını görmüştüm. Çoluk çocuk herkesin topraklarını bırakıp Orta Asya’ya dönmek zorunda kaldığını ve insanların “Anadolu’ya geldiniz! Evimizden mi atmak istiyorsunuz bizi?” diye isyan ettiğini duyuyordum. Ama bisikletli askerler her yerdeydi, onlardan kaçış yoktu. İnsanlar topraklarını bırakıp gitmeye mecburdu.

Bunu bir arkadaşa anlattığım zaman, verdiği tepki “Muhahah bisiklet mi? Ruhahah” şeklinde ardı kesilmez kahkahalar oldu. (Kendisine buradan selam ederim) Ancak bu rüyanın ne anlama geldiği şöyle ya da böyle, benim gözümde belliydi.

O rüyanın görmeden önceden gün, bisikletin Avrupalılığın bir sembolü olduğuna kanaat etmiştim. Öncelikle daima Avrupai bir görüntü verir bisiklet. Şöyle bir düşününce insanın aklına Hollanda, Danimarka gibi ülkeleri getirir. Bisiklet kullanmak, Avrupalı olmaya bir adım yaklaşmaktır. Zira Avrupa’yı bugünkü hâline getiren ideolojinin bir yansıma vardır. Bisikleti oluşturan o karmaşık yapı en aptal insanın bile bir şekilde kullanacağı kadar basite indirgenmiştir. Pedala basarsınız ve gidersiniz. Üstelik daha az eforla daha fazla yol katedersiniz.

Rüyadaki Avrupa (sanıyorum ki daha çok Avusturyalıydılar) askerlerlerinin bisikletlerle saldırması da kısa bir tarih dersi babındadır. Teknikleri üstündü, daha az eforla daha çok üretim yaptılar ve bu sayede koca bir Balkan toprağı elden uçup gitti. Bu yorumlara, aslen Priştina göçmeni olduğumu hesap ederseniz rüyanın neyi tarif ettiğini az çok çözebilirsiniz umuyorum.

Ancak bir rüyam daha var ki, bu kadar karmaşık ve kafa yoracak kadar ileri değildir. Adeta Morpheus’un Neo’yu karşısına alıp konuşması kadar net bir rüyadır; tabii ne kadar net derseniz. Rüyanın anlaşılmayacak bir tarafı yok, ama o kadar nettir ki bu kadar net olması bana anlaşılmaz geliyor. Belki de görünenin altında bambaşka bir şey vardır?

Ayrılık Çeşmesi Marmaray durağındayız. Kadıköylerde sürttüğümüz için bu durak benim eve dönüş ve arkadaşlardan ayrılma durağımdır. Günüm ya Üsküdar’da ya da bu duraktan başlar, çoğunlukla da burada biter. Keşke daha havalı bir yer olsaymış, ama ne yaparsınız? Türkiye’de halkın kullanımına açık yerler muhakkak ki tek tip ve estetikten yoksun olmak zorundadır. Sanırım kasten yapılan bir şey bu.

Yanımda bir adam var ve ikimizde de siyah trençkot var. Neo ile Morpheus derken çok da alakasız bir benzetme değildi anlayacağınız. Önce birbirimize bakışıyoruz ve sonra adam anlatmaya başlıyor:

“Bu tren, bir yolcu bile almasa ve bir yolu bile indirmese son seferine dek çalışmak zorundadır. Çalışması önemli değildir. Çalışıyor gibi görünmesi ise epey önemlidir. Belki şu sebepten belki de bu sebepten. Buna israf mı dersin, yoksa bir illüzyon mu dersin bilemem; ama lüzumsuz olsa da çalışmak mecburiyetindedir. Çünkü çalışması emredilmiştir, buna isyan edemez veya bir şey yapamaz. O, çalışmayı sürdürecektir. Tren hiçbir işe yaramasa da sırf o trenin çalışmasından nice aile ekmek yiyecek, nice insan geçinecektir. Peki ne için? Hiçbir şey için.

“İşte tıpkı bu tren gibi, günümüz modern dünyası da aynen bu şekilde inşa edilmiştir. Bir şeyler çalışır, bir şeyler döner, bir şeyler hareket eder. Bunların ne olduğunu dahi bilmezsin, bir tanesi dursa hayatında hiçbir şey eksilmez. Mesela fabrikalar sen ihtiyacın olmasa da üretim yapar. Kimsenin ihtiyacı olmasa bile üretim yapmak zorundadır, çünkü fabrikaların iradesi yoktur.

“İradeden yoksun her yapı, ihtiyaç olmasa da çalışmak zorundadır. Herhangi bir kişinin iradesine bağlanmamış, yalnızca büyük yasalarla işleyen her yapı, gerçekliğe karşı kördür. Bu körlük, ancak bir iradenin müdahalesiyle kırılabilir.”

Bunu nasıl yorumlarsınız bilmem. Bilinç dışım bana bir şeyler mi anlatmak istiyor yoksa bana malum mu oldular, yoksa rüyam görünenden bambaşka bir anlama mı sahip, bu konuda bir şey diyemem.

10 Ağustos 2020

15:14 Kumburgaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir