İstanbul ve Simülasyonlar

İstanbul, kendi içerisinde sıklıkla simülasyon üretmeye müsait bir yer. Bunu da şöyle anlayabiliriz, normalde diğer pek çok Türk şehrini ele aldığımızda şehirlerin genel yaşam şekilleri ve ideolojileri oldukça bellidir. Konya dendiği zaman akla muhafazakar görüş içerisinde tutucu bir yaşam şekli gelirken İzmir dediğimiz zaman da Konya’ya kıyasla daha rahat bir yaşantıya sahip olduğunu biliriz. Ancak İstanbul yapısı gereği iki tarafı da kendi içinde barındırıyor ve iki taraf da bundan rahatsız olmuyor. Çünkü iki taraf da kendilerine kurdukları yapay gerçekliğin içerisinde diğer kesimi görmemektedir.

Mesela ki Caddebostan’a gittiğimizde rahat kıyafetler içerisinde ağaçlar arasında spor yapan, yabancı müzik dinleyen ve içkisini kibarca içen gençler dikkat çeker. Haritayı açıp o çevreyi incelediğimiz zaman pek çok Batı şehri gibi ızgara sistemle kurulduğunu görürsünüz. Dükkanlar bu batılı yaşantıya hitap edecek türdendir, fazla tarihi eser görülmez, insanların para harcama alışkanlıkları Avrupalılar gibidir. Ama ki yarım saatlik tren yolculuğunu göze alıp Üsküdar’a varırsanız o batılı yaşantıdan bir gram iz kalmaz. Artık camiler arka arkaya dizilmiştir, kafelerde eski usul Türk süslemeleri yaygındır ve şansınız da varsa sarıklı cübbeli insanlar bile görebilirsiniz.

Gariptir, bir dostumun sevmediği bir akrabasının oğlu Bağdat Caddesi’nden (Caddebostan’dan) çıkmadığı için övünüyordu. O zaman düşünmek gerekir, Caddebostan insanı için Üsküdar ne anlam ifade eder? Bu iki semtten bulunabilecek insanlar birbirinin topraklarına sizce en son ne zaman ayak basmıştır? Peki ya sizce iki yer arasında bu kadar fark olması olağan mıdır?

Jean Baudrillard “Simülakralar ve Simülasyon” kitabında bir simülasyon örneği olarak Disneyland’ı gösterir. Disneyland, her şeyin çocukça bir şekilde tasarlandığı ve oyun/oyuncaktan bol hiçbir şeyin olmadığı bir yerdir. Gerçeklikten ayrıdır, daha doğrusu kendi içinde başka bir gerçeklik inşa etmiştir ve simülasyon olduğu aleni belli eder. Bu simülasyonun amacı aslında Amerika’nın simülasyon olduğunu gizlemek, dünyanın hakikatlerinden kopuk bu toprakları daha gerçekçi hissettirmektir. Tabii, bunu doğrudan Amerika’ya yormak yerine istenirse kolaylıkla bize sunulan gerçekliğin bir simülasyon olduğunu gizlemek olarak da düşünebiliriz.

Elbette ki simülasyonlar çeşitli şekillerde kurulabilir ve İstanbul içerisindeki simülasyonlar yaşam stillerinden çok daha ötesini barındırabilir. Hatta İstanbul’un da kendisine özgü bir Disneyland’ı (hatta Disneyland’ları) bile vardır. Bu “Disneyland” çocukça ve oyuncaklarla dolu değildir. Çıktığınızda size bir simülasyonu gerçekmiş gibi göstermeye cüret etmez ancak benzer bir işlevi vardır. Mesela birisini ele alalım; Merkezefendi.

Zeytinburnu ilçesinin surlara yakın kısmında Merkezefendi benim İstanbul gezintilerim esnasında tesadüfen denk geldiğim minik bir semt ve doğrusunu isterseniz aklımı başımdan almaya yetmişti. Bu semti Ramazanlarda ziyaret edilen bir yer olarak aile içerisinde duymuş ve hiç de umursamamıştım. Eski Osmanlı İstanbul’undan kalmış gibi bir görüntüsü vardı. Güzel boyanmış ahşap evleri, hamamdan çıkan insanlar, arkasındaki sur manzarası ve etrafını saran çeşit çeşit ağaçlarla beraber insana bambaşka bir gerçekliğin hissini tattırıyordu Merkezefendi.

Ama bütün bu gerçeklik ve o tasavvufçu hisler başımızı kaldırıp Basın Ekspres yolununun iki tarafına konuşlanmış cam giydirme binaları görmemizle son buluyor. Eğer isterseniz başınızı indirip eski Türk yaşantısı simülasyonuna devam edebilirsiniz ama neticede oradan ayrıldığınız zaman artık bunun bir çeşit tiyatro olduğunun farkına varmış olursunuz. Artık gerçekliğin size daha “Betonlaşmış” olması normal gelir.

Satır arası notu: Merkezefendi’nin içinde bulunduğu Zeytinburnu ilçesi İstanbul’un şehircilik ve mimari bakımından en yozlaşmış bölgelerinden birisidir. Öyle ki İstanbul’un tarihi silüetini bozduğu için traşlanması istenmiş olan üç gökdelen de bu ilçe sınırlarına inşa edilmiştir. (Akıbetini merak ediyorsanız: Traşlanmadı.)

Merkezefendi ve Disneyland, kendisinin bir simülasyon olduğunu aleni belli eden yerlerdir ve hedefi de budur. Ancak hakiki bir simülasyonun amacı kendisinin simülasyon olduğunu belli etmemesidir ve bu iki simülasyon da aslında başka bir simülasyonu destekleyen unsurlardır. Ki, bu arada bahsetmeliyim ki bütün bunların kasten tasarlandığını iddia etmediğimi de bilmeniz gerekmekte. Simülasyonların genel olarak ortaya çıkış şekli de zihnin işleyişi ve kabulleriyle alakalıdır. Yoksa Zeytinburnu Belediyesi bizi kandırmak için Merkezefendi’yi restore etti demek dünyayı İlluminati yönetiyor demekle eş değer bir argüman. (Tabii bir bakışa göre de belki İlluminati sahiden de vardır anlamına da gelebilir bu.)

Merkezefendi gibi küçük bir semtçiğe karşılık hakikatten iyi bir simülasyon örneği olarak Eyüp’ü inceleyebiliriz. Haliç’in kenarında, genellikle dinle bağdaştırılan bu sevimli semte yüklenen anlamların kendisiyle pek alakası yoktur. Mesela huzur bulmak için ziyaret edildiği söylenir ancak etrafı incelendiği zaman işlevi Bakırköy’den çok da farklı değildir; çevre semtlerin çarşısı pazarı konumundadır. Ama Bakırköy’de kalabalıktan insanlar çıldırma raddesine varırken Eyüp de pek bir huzur doludur nedense.

Genel “Huzur” algısının yanı sıra enteresan detaylar da görebilirsiniz. Feshane’yi geçip meydana vardığınız zaman kenarda bir büfede kuş yemi satıldığını görürsünüz. Normalde kuş yemi satmak ihtiyacı olanların işidir; ancak burada ilgi çekici tabelalarla konsept kıyafetlerle ciddi ciddi ticaret yapılmaktadır. Eğer yeterince uyanık değilseniz tarihî bir geleneğin sürdürüldüğü hissini yaşayabilirsiniz ancak o tarihî geleneğin yalnızca görüntüsü sürdürülmektedir burada.

Tarihten söz açılmışken de bahsetmiş olalım; Jean Baudrillard daha önce atıfta bulunduğum kitabında tarihin bir simülasyon aracı olduğuna işaret eder ve bunu tartışırken de çok doğru detaylara dayandırır. Tarih kitabını elinize aldığınızda muhteşem atalarınızı ve onların eriştiği/erişmek istedikleri emelleri görür feyzalırsınız. Böylece tarih yoluyla ulus-devletler kendi ideolojilerini duygusal olarak benimsetmiş olur. Mesela aklıma bir örnek olarak muhafazakar bir karşı protestoda söylenmiş “Viyana seferine niyet tazelemek” sözü aklıma geldi. Lafın nasıl söylendiği, ne amaçla söylendiği veyahut neyi kastedilerek söylendiği hiç önemli değil. Sadece Diyarbakır’daki bir grup genç neden hiç alakası olmadığı topraklara göz diker ve bunu “Yarım kalan hesap” olarak değerlendirir?

Burada bir şeyleri yanlışlamıyor veyahut doğrulamıyorum. Sadece insana bütün bunların nasıl kişisel değerler olarak benimsetildiğini ve bu sayede insanların duygularına hükmedildiğine şaşırıyorum. Bu muhafazakârlığa has bir hâl değildir. Kimi ilerici çevreler de sağ cenahla aynı duyguları paylaşmamak için tarihi milatlarını 1923’e çeker; tıpkı Kuzey Kıbrıs’ta bütün tarihin 1975’de başlaması gibi. Devletin kuruluşu bütün gerçekliğin de başlangıcı olur; artık devlet bir varoluş mücadelesidir.

Eyüp meydanındaki kuş yemcisine geri dönelim. Burada kuş yemcisi Eyüp üzerine kurgulanmış simülasyonun bir parçasıdır ve karşılıklı bir fayda ilişkisindedir. Bir yandan bu simülasyondan faydalanırken diğer yandan da bu simülasyonu kuvvetlendirmektedir. Peki ya her tarih kökenli oluşum bu kuş yemcisi gibi bir simülasyonun parçası mıdır? Elbette değildir. Bunu şöyle ayırt edebiliriz, tarih bugünkü yaşantının bir parçasıysa ve tarihî oluşum kanalıyla günlük yaşamda kendisine bir yer ediniyorsa orada tarih simülasyon değil gerçekliğin kendisidir.

Bunu tarif edebilmek için Haydarpaşa örneğini ele alalım. Bu kaleyi andıran devasa Alman yapısı çok yakın zamanlara kadar inşa ediliş amaçlarına uygun olarak hizmet veren bir yapıydı ve insanlar için oldukça önemliydi. Kimsenin Haydarpaşa’yı “Turistik” veya “Sanatsal” amaçlarla ziyaret etme fikri yoktu, olsa bile Haydarpaşa dendiği zaman akla turizm veya sanat gelmezdi. Fakat şu an Haydarpaşa iptal edildi, yerine alabildiğine sıradan ve “modern” (Bu sıfatı aslında sıradanlığın eş anlamlısı olarak düşünebiliriz) olan Söğütlüçeşme durağı yerini aldı.

Artık tarih en azından tren yolcularının hayatlarından kopmuştur. Söğütlüçeşme durağı söz konusu olduğu müddetçe de işlese bile ancak göstermelik seferlerle işleyeceği için Eyüp’teki kuş yemcisinden çok da farklı olmayacaktır. Muhtemelen gelecek yıllarda çok iyi korunacak olan bu yapının insanların gözünde Beyoğlu’nun ortasında kelalaka dikilen Odakule’ye dönüşmesi mümkündür. Artık Haydarpaşa’dan bir tren garı olarak bahsetmek olsa olsa gerçekliği kırmak ve yerine yeni bir gerçeklik koymak olur. O hiçbir şeye hizmet etmeyen ayrıksı bir yapıdır.

Ve şahsi görüşüme göre tarihi korumak yalnızca görüntüde korumak değildir. Örneğin Avrupa’da pek çok şehrin iş yapılan/yaşanılan alanı ile tarihi yerleri birbirinden tamamen ayrıdır. İş yapılan ve yerleşilen banliyölerde bütün hayat geçip giderken tarihi banliyöler eğlence, yemek, turistik geziler gibi hedeflerden ötesine hitap etmez. Ziyaret etmezseniz hayattan da kopmuş olmazsınız. Evet görüntüde mükemmeldirler ancak hayattan merkezi olmaktan çıktıkları için bir “Ortaçağ simülasyonu”na dönüşmüşlerdir. İstanbul bu açıdan şanslıdır nazarımca. En azından Beyoğlu, yarımada gibi tarihi banliyöler ne kadar deforme olmuş olursa olsun hayatın içinde kendisine yer edinmektedir.

Tabii ki tarihten bahsederken önemli bir detayı da görmezden gelmeyelim, esas simülasyon tarih değil bizzat yaşadığımız modern dünyanın tam kendisidir. Eyüp, Merkezefendi gibi örnekler Modern dünyada kendisine biçilen rolleri oynayan alt simülasyonlardır ancak. Mesela ki son satırları yazdığım Kadıköy’ün de bir simülasyon olduğunun farkındayım. Kadıköy’e atfedilen anlamlar, ona verilen önem ve yüceltiliş şekli Eyüp’ten çok da farklı değildir; sadece başka bir rolü taşımaktadır. Çünkü Kadıköy’e baktığınız zaman onu olduğu gibi değil, ona atfedilen anlamlarla görüyoruz. İçinde dolaşırken karşılaştığımız birkaç sembolle sürekli aklımızdaki o Kadıköy algısı tetikleniyor ve bu semt olduğundan bambaşka şeylere dönüşmüş oluyor.

Örnekler arttırılabilir, Maltepe ve Küçükçekmece gibi çok da iddialı olmayan ilçeler veyahut Eminönü gibi bilindik yerler de sorgulanabilir. İşin özü, simülasyonlar yalnızca mekandan ibaret değildir. Mekanlar bir simülasyon yaratmak için kullanılan araçlardan birisidir. Simülasyonlar, eldeki gerçekliğin yeniden kurgulanmasıdır; bu kurgulanma esnasında tıpkı Tarih’ten bahsettiğimiz gibi görülmemesi gereken yönler gizlenir ve gerçeklik algısını bozan hiçbir şeyle karşılaşmayız. Bu yaklaşım ele alınarak, neyin simülasyon veyahut neyin simülasyon olmadığı rahatlıkla sorgulanabilir.

16 Ocak 2020 2:03

Kadıköy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir