Davet

Danfarin kum tepelerinin ardında kaybolan güneşi seyrediyordu. Her gün onla alay edermişçesine yükselen bu dev sıcaklık küresinin batacak olması biraz da olsa onu rahatlatmıştı. Galiba yalnızlık sonunda onu etkilemeye başlamıştı. Yaşının da getirdiği etkiyle aklını yitiriyor olmalıydı. Bu düşüncesinden uzun bir zamandır kaçıyordu. Sayılı günlerinin kaldığını düşünmek bile istemiyor, sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi davranıyordu.

Güneşin battığına emin olduktan sonra uçsuz bucaksız çölün ortasındaki kütüphanesine girdi. Rafların arasında dolaşıp kitapların yerlerini kontrol etmeye başladı. Genel kültür bölümüne geldiğinde “Gerçek Bilgelik” ansiklopedi serisinin farklı sıralandığını gördü. Kaşlarını çatıp düzeltmeye koyulduğu sırada garip bir şey fark etti. Kitapların sırtındaki harfler “davet” kelimesini yazacak şekilde sıralanmışlardı.

İlginç, diye düşündü. Ansiklopedileri karıştırıp içlerinde bir davetiye ya da herhangi bir işaret aradı. Fakat bulamadı. Ne düşünüyordu ki? Böylesine alışılmadık bir davet şekli sadece onun aklına gelirdi zaten. Uyurgezerliğe mi başlamıştı yoksa? Hayır, bu da mümkün değildi. Uyurgezer olsaydı arkasında daha fazla kanıt bırakırdı. Hayır. Ben bunamıyorum. Bunun başka bir açıklaması olmalı.

Dudak bükerek ansiklopedileri eski haline getirdi ve yemek yemeye gitti. Çöl, kapılarına dayandığından beri yiyecek bir kap yemeği olsa şükrediyordu. Bu kumların sarmaladığı koca kütüphanede tek başına yaşıyordu. Üstelik yaşlıydı ve etrafta ona yardım edebilecek bir kişi bile yoktu.

Yemeğinden döndüğünde ansiklopedilerin yanına tekrar gitti. Aklına kemiren bu düşünceleri bir kerede kafasından atacaktı. Lakin öyle olmadı. Daha birkaç saat önce düzenlediği kitaplar yine “davet” şeklinde sıralanmıştı. Burnundan soluyarak kitapları tek tek raftan indirdi. Onları bir sandığa kapattı ve anahtarını da derin bir su kuyusuna attı. Sonunda bu beladan kurtulmuştu. Neden en başından böyle yapmamıştı ki? Her ne kadar bilgiye önem verse de kitap dediğin üzerine mürekkep akıtılmış bir kâğıt yığınından ibaretti. Akıl sağlığından daha önemli değildi.

Lakin ertesi gün kitapların yine aynı şekilde sıralandığını görünce cinnet geçirdi. Bu imkânsızdı. Bu sefer bütün rafı indirdi. Sıcak kumların üzerine taşıdığı kitapların hepsini ateşe verdi. Bu kitaplar ve onun engin bilgisi çölün genişlemesini durduramamıştı. Bir zamanlar kabilesinde saygıyla anılıyordu. Kuraklığa bir çözüm bulamayınca onu dışlamışlar ve hala yeşil kalan diyarlara göç ederek onu bu kum denizinin içinde kaderine terk etmişlerdi. Hadi şimdi bir daha dizilin de göreyim, diye düşündü.

Danfarin, tozlu yatağına uzandığında rahatlamak yerine derin bir pişmanlık duyduğunu fark etti. Duvarı yumruklayarak ağlamaya başladı. Neden bunu yapmıştı ki? Biraz önce yaktığı kitaplar, kendisi bu dünyadan göçtükten çok sonra birinin işine yarayabilirdi. Bencil davranmıştı. Düşünmeden hareket etmişti.

Birkaç dakika sonra yatışmıştı. Derin bir uykuya dalmak istiyordu. Uyuyup da uyanamamak… Fakat evrenin onun için farklı planları vardı. Uyumak için gözlerini kapadığında gürültülü bir kâğıt hışırdamasıyla yerinden sıçradı. Bu dışarıdaki kum fırtınasından kaynaklanıyor olamazdı. Hava alabilecek her yeri kapatmıştı. O an cesaretini tekrar topladı. En kötü ne olabilir ki, diye düşündü. Eline kalın bir sopa alıp sesleri takip etmeye karar verdi. Seslerin, üzerine kilit vurduğu ve birkaç aydır açmadığı dini bilgiler odasından geldiğini fark etti. Yutkundu. İşte şimdi korkmaya başlamıştı.

Elleri titreyerek cebinden anahtarlarını çıkardı. Yavaşça çevirip kilidi açtı. Sopasına sıkıca sarıldı ve kapıyı tekmeleyerek açtı. İçeriye hızlıca bir göz gezdirdikten sonra seslerin karanlığın içinden geldiğini fark etti. Odayı aydınlatmak için duvardaki meşalelerden birini yaktığında sesler bir anda kesildi. Ben bunamıyorum. Ben bunamıyorum. Ben bunamıyorum. Ben…

Kütüphanesinde garip olaylar dönmeye başlamıştı. Hatta doğaüstü olaylar bile denilebilirdi. Danfarin buna daha fazla dayanamayacağını fark etti. Bir kereliğine de olsa yılların verdiği bu yorgunluğu üzerinden atacak ve bu lanet gizemi çözecekti.

Odayı kontrol etmeye karar verdi. Masanın üzerindeki parşömenlerden birinin açılmış olduğunu fark etti. Bu parşömen ahiret hayatından bahsediyordu. İncelemek için eline aldığında bazı harflerin sırasıyla daire içine alınmış olduğunu gördü.

L,E,N,R,A,O”

Sakallarını okşayıp kelime kombinasyonlarını düşünmeye başladı. Öncelikle “lenrao” hiçbir dilde bir anlama gelmiyordu. Peki ya Aronel? Ronela? Nelaro? Bu kelimeler anlamsızdı. Ne özel isimlerdi ne de unutulmuş bir dilin parçalarıydı. Yumruğunu masaya vurup oradan ayrıldı. Belli ki bulamayacaktı. Körelmiş miydi yoksa? Ben bunamıyorum.

Dönerken odasının içinden tak diye bir ses duydu. Sopasına sarıldı ve parmak uçlarında ilerleyerek kapıyı araladı. İçeride kimse yoktu fakat yatağının ucundaki raftan en sevdiği kitap “Sonun Başlangıcı” düşmüştü. Bir iç geçirip kitabını yerden aldı. Üzerindeki tozu özenle temizledi. İlk sayfasını açtı. Tam okumaya başlayacaktı ki bir kelimenin daire içine alındığını gördü. Ölüm.

Bir anda nabzı yaşlı kalbini parçalayacakmışçasına yükseldi. Bir çığlık atarak kitabı odanın öbür tarafına fırlattı. Duvara sırtını dayayarak yere çöktü. Ardından uzun bakımsız saçlarına koparacakmış gibi sarılarak ağlamaya başladı. Dehşete kapılmıştı. Elbette sonsuza kadar yaşamayacaktı lakin ölümü kendine tekrar tekrar hatırlatmanın akıl sağlığına hiçbir yararı yoktu. Normalde tanrılardan medet uman biri değildi Danfarin. Lakin o an çaresiz kalmıştı. Sığınabileceği başka kimsesi yoktu. Tanrım lütfen bana yardım et.

Birdenbire odanın içini bir ışık kaplamaya başladı. Kolunu siper ederek ışığa bakmaya çalışırken derin ve kozmik bir ses onla konuşmaya başladı. “Sarakar oğlu Danfarin, neden davetimi daha önce kabul etmedin?”

Nefes nefese boşluğa doğru bağırdı. “Sen de kimsin?”

“Ben bilgelik tanrısı Elnaro. Benden korkmana gerek yok.”

Tabi ya. Elnaro… Bunu nasıl düşünememişti. “Benim gibi işe yaramaz birinden ne istiyorsun? Senin gibi yüce bir varlığa ne faydam olabilir ki ha?”

“Bana hiçbir faydan olamaz Sarakar oğlu Danfarin. Lakin başkalarına olabilir. Ebedi Kütüphaneme katılmanı layık gördüm. Eğer benimle gelmeyi kabul edersen evrenin bütün sırları sana sunulacak. Hala yaşayanlara bilginle yardım edeceksin.”

“Bu bütün yaşadıklarım… Bir imtihan mıydı yani?”

“Oh, hayır. Ben sadece dünyadaki günlerinin sayılı olduğunu sana hatırlattım. Yarın öleceksin. Hazırlığını yap.”

“Ölecek miyim?” dedi inanmak istemeyerek. “Peki ya seninle gelmezsen nereye gideceğim?”

“Cennete gideceksin. Hayatın boyunca herhangi bir günah işlemedin.”

Bir tarafta zamanın sonuna kadar hiçbir şey düşünmeden “yaşamak” vardı. Diğer tarafta ise hala yaşayanlara yardımcı olmak. “Ben bilgeliğimle kimseye faydalı olamadım. Halkıma yardım edemedim. Madem öleceğim o zaman yaşayanlar benden faydalansın.”

Danfarin göremese de Elnaro’nun gülümsemesini üzerinde hissetti. “Yarın güneş batınca seni almaya geleceğim.” dedi ve oda tekrardan karanlığa büründü.

Danfarin garip bir şekilde mutlu hissediyordu. O gece uyumadı. Ertesi gün güneş batana kadar kütüphaneyi düzenledi. Belki biri gelir de buradan faydalanmak ister diye olabildiğince erişilebilir kıldı. Kum böcekleri kitapları talan etmesin diye hepsini metalden ve kilitsiz kutulara kapattı.

Her şeyi bitirdiğinde güneşin kum tepelerinin ardında kaybolduğunu gördü. Gülümsedi. Önünde ışık huzmesi tekrardan belirdi. “Sarakar oğlu Danfarin, vakit geldi.”

Danfarin ona doğru yaklaştı. Işık artık gözünü acıtmıyordu. Hala sıcak olan kumlar ayaklarını yakmıyordu. “Teşekkürler tanrım.” dedi ve birlikte arşa yükseldiler.

Print Friendly, PDF & Email

Davet” için 4 yorum

  1. Hikayenin işlenişini çok beğendim. İnsanda merak uyandıran yapısı var. Hikayelerin devamını görmeyi iple çekiyorum.

  2. Ne ipiyle çekmektesiniz Yağız Bey? Tam belirtmemişsiniz ama bildiğiniz üzre sadece örgü ipleri bile kendi arasında çok farklı türlere ayrılır.
    – Yün Örgü İpleri:
    Yün ipliği kışlık giyim aksesuarları için mükemmel bir örgü ipidir. Yağmurda bile sıcacık bir his sunar ve şekil kaybetmeden yıllarca dayanabilir. Ayrıca lekelendiğinde kolayca temizlenebilir ve bu yüzden hem el örgüsü yapanlar hem de dünya çapında birçok örme makinesi bu doğal iplik elyafını diğerlerine tercih eder. Piyasadaki en yaygın iplik türü olan yün çeşitli koyun türlerinden elde edilir. Özellikle bazı yün türlerine alerjisi olan kişiler için pek doğru seçim olmasa da dayanıklılığı ve sıcak tutuşu ile favori örgü ipi seçeneğidir.
    – Bitkisel Örgü İpleri:
    Yakın tarihe kadar kenevir örgü ipi olarak kullanılmasa da artık günümüzde kullanılmaktadır. Dokusu inanılmaz derece de yumuşak olan doğal bir elyaftır. Aynı zamanda sağlam bir dikiş sunar. Kenevir ipliği çoğunlukla palto, balıkçı tipi kazak ve çizme çorapları yapmak için kullanılır. Kenevir bitkileri pamuğa kıyasla % 250’ye kadar daha fazla lif üretebilir.
    Doğal bir lif olan bambunun antinakteriyel özelliklere sahip olduğu düşünülüyor. Yumuşak kumaşlar ve örtüler için iyi bir seçim olabilir. Yüksek nefes alabilirliği göz önüne alındığında, Bambu yaz kıyafetleri veya kazaklar için de harika bir seçimdir. Ayrıca Bambu ipliğe dönüştürüldüğünde ipekten daha yumuşak olabilir.
    – Sentetik Elyaf Örgü İpleri;
    İnsan yapımı olan akrilik suni ve sentetik olup çoğu doğal ipten daha ucuz olması nedeniyle tercih edilir. Temizlemesi çok kolaydır ve amatör örgücüler için ideal olabilir. Örgüde deneyim kazandıktan sonra daha doğal liflere geçmenizde fayda vardır.
    Yenilikçi iplikler farklı renk ve doku türlerinde olabilir. Herhangi bir örme giysiye güzel dokunuş katabilirler. Yapay iplik karışımlarından oluşan bu ipler ile inişli çıkışlı, engebeli modeller örmek ve suni kürk gibi dokular yaratmak için tercih edilebilir.
    Polyester iplik pamuk, yün ve ip karışımlarından oluşur. Çabuk kuruma, geniş esneklik oranı, kolay yıkanır ve ütülenir olması önemli avantajlarıdır.
    Kısaca hatırlatmak adına; ne ipiyle çektiğiniz çok mühim bir husustur, lütfen beni ve diğer okuyucuları bir daha muallakta bırakmamanız dileğiyle. Hayırlı akşamlar.

  3. Okumaya baslamam ile bitirmem bir oldu. Gayet surukleyici bir hikaye olmus. Baska hikayelerin olursa onlari okumak icin sabirsizlaniyorum.

  4. hikaye gayet güzeldi. bence elnaro’nun kişiliğini çok doğru yansıtan bir konuşma biçimi vardı. devam yazılarını beklerim dm’im.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir