Mekanik Kültür

On dokuzuncu yüzyıl içerisindeki değişimin olağan bir değişim olmadığı gayet aşikârdır. Çağlar boyunca bu kadar hızlı bir değişim yaşanmamış, belki de bir daha hiç yaşanmayacaktır. Kullanılan araçlardan devlet yönetimlerine değin hemen hemen her şey bu dönemde kendi içerisinde büyük bir değişime girmiştir. Ancak bütün bunların en önemlisi diyebileceğimiz değişim, hepsinin de tetikleyicisi olarak düşünebiliriz, üretim […]

Read More Mekanik Kültür

Kahve Sarhoşluğu

Yine pis boğazlığım tuttu, ne yaparsınız böyle bir adamım işte… Verdiğim bütün kiloları geri almaya ant içmişcesine yiyip duruyordum şu Korona tırıvırısından çıktığımız günlerde. Aklımda şöyle sorular var; Kokoreç mi yeseydim? Şurada ekmek arası çıtır tavuk yapıyorlar bak… Ne lezzetli olur o… Bir gidip yemeli mi? Aman… Hep karbonhidrat, biraz başka bir şey mi yesek? […]

Read More Kahve Sarhoşluğu

Değişim

Ne zamandan beri kendi hâlime terk edilmiştim unutmuştum bile. Tek duyduğum acı feryatlar ve onların ardından duyulan boğuk konuşma sesleriydi. Önceleri tüylerim diken diken oluyordu her çığlıkta. Ama alışıyor insan bir yerden sonra. Birisi mi ölmüş? Ölmekten beter mi olmuş? Umursamıyordum artık. Hepsini umursasam nasıl olurdum, düşünmek bile istemiyorum. Onların başına ne geliyorsa benim de […]

Read More Değişim

İlkel edebiyat

Geçenlerde okumak üzere bir kitap verdiler bana. Yeni bir yazardan fantastik türde yazılmış bir roman bu. Aldım, biraz okudum ama daha ortalarına dahi gelemeden bıraktım. İşte metroda, sağda solda, boş fırsat buldukça okudum ancak kitap bir türlü kendisine çekemedi. En sonunda aynı kitabı okuyan bir dosta anlattım bu durumu; “Yok kardeş, bir türlü okutmuyor kendisini…” […]

Read More İlkel edebiyat

Vahşinin Zaferi

Üzerimize kana susamış köpekler gibi saldıran nice orduyu aştığımızda artık karşımıza kimse çıkmaya cesaret edemezdi. Yıllarca yürümüş kadar yorgun, asırlarca nasihat dinlemiş kadar da zihnimiz doluydu. Ama bütün bunların ötesinde yüreğimizde geçmiş zamanlara karşı hissetmediğimiz o güzel his vardı. Terk edilmiş köylerden geçerken tarlaların nasıl da zerrin kadifeler gibi parıldadığını, çocukların nasıl da keyif içinde […]

Read More Vahşinin Zaferi

İstanbul ve Simülasyonlar

İstanbul, kendi içerisinde sıklıkla simülasyon üretmeye müsait bir yer. Bunu da şöyle anlayabiliriz, normalde diğer pek çok Türk şehrini ele aldığımızda şehirlerin genel yaşam şekilleri ve ideolojileri oldukça bellidir. Konya dendiği zaman akla muhafazakar görüş içerisinde tutucu bir yaşam şekli gelirken İzmir dediğimiz zaman da Konya’ya kıyasla daha rahat bir yaşantıya sahip olduğunu biliriz. Ancak […]

Read More İstanbul ve Simülasyonlar

Bu bir kötülüktür!

“Ben yazar olmak istiyorum, başka bir meslek istemiyorum!” diyen adam gelmişti aklıma. Artık kahve makinesine bakarken ne gördüysem birden aklıma düşmüştü adamın derdi. Nedense pek komikti bu vecize benim için, yazarlık herhangi bir mesleğin muadili olabilir miydi? Yazarlığın kendi tanımına aykırıydı bu zaten, dünyadan kendisini soyutlayıp yalnızca yazı yazmaya adamış bir insanın yazacak ne yaşantısı […]

Read More Bu bir kötülüktür!

Gar

Gecenin ayazı öyle bastırmıştı ki sokak kedileri bile ortalıkta görünmüyordu. Zaten bu küçük Anadolu şehrinde hayat erken biterdi, şimdi ise ağaçların rüzgarda savrulan dalları dışında hareketli hiçbir şey yoktu görünürde. Ayrıca onun hemen arkasında cılız bir ışık kıpırtısı vardı ki şehri ortadan ikiye bölen garın bekleme salonundan dağılıyordu. Hoş, bu gar da kentin geri kalanı […]

Read More Gar

İLK YAZI

Normalde bu yazıyı Abdullah Emre Aladağ hazırlamıştı. Ancak kendi ricası üzerine kendi yazısı yerine ilk fanzin sayımızın giriş yazısını buraya koyuyorum: “Bu siteyi açarken, itiraf etmeli, aman aman bir fikrimiz yoktu. Yalnızca, yazılarımızı yazabileceğimiz bir blog olarak düşünmüş ve daha ötesini düşünmemiştik. Ama hemen sağdan soldan yazmanın tek gayesi popüler olmakmış gibi insanlar bize şunu […]

Read More İLK YAZI